Panelde, dijital dönüşümün yalnızca teknik bir değişim olmadığı; aynı zamanda aile içi ilişkilerden sosyal etkileşim biçimlerine kadar uzanan kapsamlı bir toplumsal dönüşüm olduğu vurgulandı. Aynı ev içinde bireylerin fiziksel olarak birlikte olmasına rağmen dijital mecralar nedeniyle duygusal mesafelerin artabildiğine dikkat çekildi.
Teknolojiye ilişkin yaklaşımın yasaklayıcı değil, güvenli, bilinçli ve insan odaklı kullanımını destekleyici nitelikte olduğu belirtilirken, dijital platformların yalnızca ekonomik aktörler değil aynı zamanda sosyal sorumluluk taşıyan yapılar olduğu ifade edildi. Bu kapsamda algoritmaların yalnızca etkileşimi artırmaya değil, çocukların üstün yararını gözetmeye de hizmet etmesi gerektiği vurgulandı.
Dijital ekosistemin aile dostu bir yapıya kavuşturulabilmesi için kamu, akademi, sivil toplum, medya ve teknoloji şirketlerinin ortak sorumlulukla hareket etmesinin önemine dikkat çekildi. Çocukların yaşlarına uygun içeriklere erişiminin sağlanması ve çevrim içi risklerden korunması amacıyla yürütülen çalışmaların sürdüğü belirtildi.
Ayrıca dijital okuryazarlığın güçlendirilmesi, ebeveynlerin çocuklarını dijital dünyada daha bilinçli yönlendirmesine yönelik rehberlik faaliyetleri ve güvenli dijital içerik politikalarının geliştirilmesine yönelik çalışmaların devam ettiği ifade edildi.
Dijital dönüşümün merkezine aileyi alan yaklaşım çerçevesinde, çocukların dijital mecralardaki risklerden korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin hayata geçirildiği ve güvenli bir dijital ekosistem oluşturulmasının hedeflendiği kaydedildi.