…
…
…
…
22 Ocak 2026, Perşembe Ankara, Türkiye

Bakanımız Göktaş, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunda sunum yaptı


Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Mahinur Özdemir Göktaş, "Çocuğun suça sürüklenmesi, çocuk ihmali ve sosyal ekonomik yoksunluk sosyal risk haritalarımızın pilotlarını tamamladık." dedi

Göktaş, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplanan TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunda sunum yaparak, Bakanlığının çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Son dönemde herkesi derinden etkileyen olaylara şahitlik edildiğini belirten Göktaş, yaşananların suça sürüklenen çocuklar konusunun tüm boyutlarıyla tekrar ele alınmasını gerektirdiğini vurguladı.

Mattia Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan'ın hayatını kaybettiğini anımsatan Göktaş, ilk günden itibaren ailelerin yanında olduklarını, adli süreçleri takip ettiklerini bildirdi.

Adalet beklentisi ile çocuk koruma yaklaşımının birbirinin alternatifi olmadığına dikkati çeken Göktaş, suça sürüklenen çocuğu suça iten zinciri kırmanın da toplum güvenliğinin kalıcı şartları arasında yer aldığını belirtti.

Göktaş, Bakanlık olarak mağdurun çocuk olduğu vakalarda davaya katılmanın, mağdur çocuğun yaşam hakkı başta olmak üzere tüm haklarını koruma sorumluluğundan kaynaklandığını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Karşılaştığımız vakalar, suça sürüklenmenin çoğu kez anlık bir kararla değil, birikerek büyüyen bir risk zinciriyle oluştuğunu bizlere gösteriyor. Bu zincirin ilk halkasında sıklıkla okuldan kopma var. Devamsızlık, disiplin sorunları, akran zorbalığına karışma ya da zorbalığa maruz kalma, okul çevresinde riskli gruplarla temas, hepsi erken uyarı niteliği taşıyor. İkinci halkada sağlıksız aile içi dinamiklerini görüyoruz. İhmal, şiddet, bağımlılık, parçalanmış aile dinamikleri veya bakım yükünün artması, çocuğu dış dünyadaki tehlikelere karşı korumasız bırakabiliyor."

Risk zincirlerinin üçüncü halkasında sokak ve akran çevresinin bulunduğunu söyleyen Göktaş, gruba ait olma ihtiyacının, kolay para vaadinin, suç örgütlerinin etkisinin, silah taşımaya özendirme ve normalleşen şiddet dilinin yayılmasının bu riski büyüttüğünü vurguladı.

Göktaş, "Dördüncü halkada medya ve dijital alan bulunuyor. Dijital zorbalık, suça teşvik, riskli içerik, çevrimiçi istismar ve suç gruplarının çocuklara erişimi, bugün suça sürüklenme zincirinin önemli bir parçasıdır." şeklinde konuştu.

"Şiddet çıkaran karakterler ön plana çıkarılmış oluyor"

Şiddeti yücelten içeriklerin, linç kültürünün, suçun özendirildiği paylaşımların ve çevrim içi meydan okuma pratiklerinin saldırgan davranışı tetiklediğini ifade eden Göktaş, dizilerde ve dijital oyunlarda tekrar eden "güç-şiddet" anlatısının, çocukların kahramanlık, aidiyet ve statü arayışını yanlış rol modeller üzerinden şekillendirdiğinin altını çizdi.

Göktaş, "Özellikle mafya dizilerindeki suçun ve şiddetin ana karakter aracılığıyla normalleştirildiği ve hatta özendirildiği hikayelerin etkisini göz ardı edemeyiz. Medya ve sosyal medya algoritmaları ise bu içerikleri daha görünür kılarak normalleştiriyor, riskli gruplara yönelimi hızlandırabiliyor." ifadelerini kullandı.

Geçen yıl Dijital Bağımlılık ve Aile Çalıştayları düzenlediklerini hatırlatan Bakan Göktaş, bu çalıştayların önemli veriler sunduğunu dile getirdi.

Çalıştayların, dijital dünyanın aile yapısı üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Göktaş, şöyle devam etti:

"Çocuklara, 'Oyunları oynarken hangi karakterleri seçiyorsun?' diye sorduğumuzda, özellikle daha güçlü, daha karanlık ve bütün silahları kullanabilen karakterleri seçiyorum cevabını aldık. Çünkü bu karakterlerin kendilerine cesaret verdiğini, özgüven verdiğini söylüyorlar. Böylece şiddet çıkaran karakterler ön plana çıkarılmış oluyor. Diğer yandan çocuklar sosyal ilişkilerinde zayıflama ve sosyal izolasyon yaşadıklarını belirtiyorlar."

"Çocuğun suça sürüklenmesi, çocuk ihmali ve sosyal ekonomik yoksunluk sosyal risk haritalarımızın pilotlarını tamamladık" - "Suça sürüklenen ve madde bağımlılığı tedavisi tamamlanan çocuklarımıza yönelik destekleyici hizmetleri daha bütüncül bir yapıya kavuşturduk. Halihazırda bugün 12 ilimizde, ihtisaslaşmış çocuk evleri sitelerinde bu modeli uyguluyoruz. Kısa sürede olumlu sonuçlar almaya başladığımızı özellikle belirtmek isterim"

Göktaş, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonundaki sunumunda, çok sayıda ülkede şiddetin, artık istisnai bir olay değil, ev, sokak, okul ve dijital alan arasında hızla dolaşan bir tetiklenme iklimi içinde görünür hale geldiğini belirtti.

Özellikle ergenlerde öfke eşiğinin düştüğüne dikkati çeken Göktaş, çocukların sabretmeyi öğrenemediğini ifade etti.

Bakan Göktaş, günlük anlaşmazlıkların kısa sürede fiziksel şiddete dönüşebildiğini, uluslararası literatürde bu eğilimin, toplumsal gerilimin ve öfkenin yükseldiği bir döneme işaret eden kavramlarla tartışıldığını aktardı.

Bilimsel verilerin çocukların ortalama dikkat süresinin, son 10 yılda en az yüzde 30 azaldığını gösterdiğini dile getiren Göktaş, "Artık bir çocuğun konuya odaklanma süresi 8 saniyeyi dahi geçmiyor. Bu, derse odaklanamayan, dikkati en ufak uyaranla bölünen, dünyayı bir bütün olarak algılayamayan milyonlarca çocuk demek. Diğer yandan birçok ülkede çocuk adalet sistemleri, suça sürüklenmeyi sadece ceza başlığıyla ele almanın çocuktaki saldırgan davranışın tekrar riskini düşürmediğini kabul ediyor." diye konuştu.

Dünya Sağlık Örgütünün de dünya genelinde gençler arası şiddetin akran zorbalığından çete bağlantılı şiddete kadar geniş bir yelpazede seyrettiğini raporladığına dikkati çeken Göktaş, bazı verileri paylaştı.

Göktaş, medya yöneticilerinden içerik üreticilerine kadar herkesin sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bu noktada, 15 yaş altı için sosyal medya düzenlemesinin, çocuklara ulaşan, onları suça teşvik eden ve dijital mecralarda örgütlenen suç şebekeleriyle mücadelenin de önemli bir ayağı olduğunu görmek gerekiyor çünkü suça sürüklenme zincirinin bir halkasında, tam da bu dijital alan üzerinden kurulan temaslar, yönlendirmeler ve örgütlenmeler yer alıyor." ifadelerini kullandı.

"Yeni bir dönemi başlattık"

Bakanlık olarak çok katmanlı risk zincirini kırmak için 3 düzeyde hareket ettiklerini anlatan Mahinur Özdemir Göktaş, birinci düzeyde erken müdahalenin bulunduğunu belirtti.

Erken müdahalede hedefin, risk işaretini ilk görüldüğü yerde yakalamak olduğunu söyleyen Bakan Göktaş, okul devamsızlığı, akran zorbalığı, dijital ortamda şiddet içeriklerine maruz kalma gibi sosyal göstergeler ortaya çıktığında çocuğun vaka büyümeden sosyal hizmete yönlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Göktaş, şunları kaydetti:

"Bu amaç doğrultusunda Sosyal Risk Haritalarımızı oluşturduk. Böylelikle, ilçe, mahalle ve hatta hane ölçeğinde olası tehditleri bütüncül bir yaklaşımla izliyoruz. Sosyal risk haritaları, dinamiktir, diğer bakanlıklardan gelen verilerle gelişir ve sürekli de değişir, önleyici hizmetlerimizi güçlendiren önemli bir araçtır. Bu çalışmayla, sahada erken uyarı ve sistematik izleme konusunda yeni bir dönemi başlattık. Çocuğun suça sürüklenmesi, çocuk ihmali ve sosyal ekonomik yoksunluk sosyal risk haritalarımızın pilotlarını tamamladık."

Göktaş, "Çocuklar Güvende" mobil ekiplerin, risk altındaki çocukları okul, aile ve sosyal çevrelerinde takip ettiklerini, ihbar alındığında doğrudan müdahale ettiklerini belirtti.

Riskli durumlarda doğru desteğin devreye girmesini sağladıklarını ifade eden Göktaş, 7 gün 24 saat esasıyla çalışan, sürekli takip mekanizmalarının bulunduğunu aktardı.

Göktaş, çok katmanlı risk zincirini kırmak için ikinci düzeyde aileyi güçlendiren koruyucu ve önleyici hizmetler yürüttüklerini anlattı.

"182 bin 997 çocuğu ailelerinin yanında destekliyoruz"

Riskin derinleştiği ve çocuğun korunmasının ivedilik kazandığı durumlarda, ilgili kurumlarla eş güdüm içinde danışmanlık, eğitim, sağlık ve gerektiğinde barınma gibi tedbir kararlarının hızla alınmasını ve uygulanmasını sağladıklarını dile getiren Bakan Göktaş, şunları kaydetti:

"Bakım tedbiri uyguladığımız çocuklarımıza kuruluşlarımızda bakım hizmeti veriyoruz. Bu hizmeti de yıllar öncesinde koğuş tipinden ev tipine dönüştürdüğümüzü belirtmek isterim. Daha az sayıda çocuğun birlikte yaşadığı, sıcak ve güvenli bir ortamda bakım ve izlemeyi sürdürüyoruz. Bugün ailelerinden ayrı büyümek zorunda kalan 15 bin 508 çocuğumuza ev tipi kuruluşlarımızda güvenli bir yaşam alanı oluşturuyoruz. Öte yandan suça sürüklenen çocuklar gibi ihtisas alanlarında çalışan çocuk evleri sitelerimizle belirli risk gruplarına özelleştirilmiş hizmet sunuyoruz. Sosyal ve Ekonomik Destek hizmetimizle, 182 bin 997 çocuğu ailelerinin yanında destekliyor, eğitimde kalmasını ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlıyoruz."

Mahinur Özdemir Göktaş, sadece geçici bir yardım değil, okul devamı, güvenli çevre ve düzenli takip üzerinden suça sürüklenmeyi ortadan kaldırabilecek bir müdahale sistemi yürüttüklerini vurguladı.

Çok katmanlı risk zincirini kırmak için üçüncü düzeyde yoğun ve ihtisaslaşmış müdahalenin bulunduğunu belirten Göktaş, şöyle devam etti:

"Suça sürüklenen, mağdur olan ya da sokakta yüksek sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalan çocuklar için ihtisaslaşmış hizmet modelleri yürütüyoruz. Bu kapsamda Güçlendirici Bakım Modelini geliştirdik. Bu modelle ilk kez, sağlık, eğitim, adalet, güvenlik ve sosyal hizmetleri tek bir çatı altında bir araya getirdik. Suça sürüklenen ve madde bağımlılığı tedavisi tamamlanan çocuklarımıza yönelik destekleyici hizmetleri daha bütüncül bir yapıya kavuşturduk. Halihazırda bugün, 12 ilimizde, ihtisaslaşmış çocuk evleri sitelerinde bu modeli uyguluyoruz. Kısa sürede olumlu sonuçlar almaya başladığımızı özellikle belirtmek isterim. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüttüğümüz sosyal devlet yaklaşımının esası, çocuğun iyilik halini korumak ve üstün yararını gözetmektir."

Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının hizmet modelinin çocukların üstün yararını temel aldığını söyledi.

Bakanlığın, koruyucu ve önleyici hizmetlerden aile temelli yaklaşımlara kadar geniş yelpazede çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Durgut, sahadaki uygulamaları ve mevzuatta güçlendirilecek alanları belirleyeceklerini dile getirdi. Durgut, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş'a teşekkür etti.

Toplantıda daha sonra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkililerinin sunumlarına geçildi.

Sunumların ardından Göktaş, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunda milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Sosyal medyanın gücünün azımsanmaması gerektiğini belirten Göktaş, depresif ve anksiyete sahibi çocukların çok daha fazla sosyal medyaya yöneldiğini vurguladı.

Göktaş, anksiyetenin artmasının nedeninin sosyal medya olduğuna işaret etti.

Annelere, babalara büyük görev düştüğünün altını çizen Göktaş, şöyle devam etti:

"Yeni bakıcı model olarak evde ses çıkarmayan çocuklar oluşturduk. Çocuk evde ses çıkarmıyorsa 'Aman bana bulaşmasın', annelerin, babaların, büyüklerin ellerinde telefon. Sosyal medya, televizyon ve dizi içeriklerinde çok yoğun silah kullanma var. Ne izlerseniz onu rol model alıyorsunuz. Sosyal medya üzerinden çocuklar çetelere düşüyor. Onları orada tespit edip, kendilerine çok cüzi, küçük rakamlar teklif ederek çocukları 'bir hikayenin kahramanı olmaya' davet ediyorlar. Biz çocuklarımızı sosyal medyanın dönüştürücü ve kötü gücünden koruyamazsak, bunun etkisini minimize edemezsek yanlış yoldayız."

İhtisaslaşmış Çocuk Evleri Siteleri'nde 1417 çocuğun bulunduğunu bildiren Göktaş, şu ifadelere yer verdi:

"Bazı çocuklar kuruluştan ayrılmak için, kuruluşu yakıyorlar, çok ciddi şiddet uyguluyorlar, camları kırıyorlar, zaman zaman kaçıyorlar. Medyada duyuyorsunuz, 'Çocuk kuruluştan kaçmış, devlet bir şey yapmamış.' Hayır yapmış, arıyoruz onu her tarafta. Çocuk kendini oraya ait hissetmiyor ki orada güle oynaya kalmayan çocuklarımız var. Farklı ilaçlar kullanan, farklı hikayeleri olan ve intihar girişiminde bulunan çocuklar var. Bunların her birini rehabilite etmek ve ihtisas gruplarına göre çalışma yürütmek gerekiyor."

Akran zorbalığına ve sosyal medya kullanımına ilişkin de açıklamada bulunan Göktaş, çocukların sosyal medyada kimlerle iletişimde olduğunun bilinmediğine işaret etti.

Dijital oyunlardaki tehditlere de dikkati çeken Göktaş, şunları kaydetti:

"Oyunlarda 'chat'leşme kısmı var. 13, 14, 15 yaşındaki çocuklar 65 yaşındaki adamlarla bazen iletişimde olabiliyorlar. Çocuklar orada farklı kahramanlar görüyorlar. Akran zorbalığına uğrayan çocuklarla ilgili şunu net söyleyebilirim, çocuklar genelde ne kendilerine ne de ailelerine söyleyebiliyor çünkü bunu telaffuz etmekten çekiniyorlar. Bu hususta da farkındalık çalışmalarını çoğaltmamız lazım. Akran zorbalığı farklı riskleri de beraberinde getiriyor. Çocuğu okuldan koparıyor, içine kapanık hale getiriyor. Kendisinin de farklı risklere yönelmesine sebep olabiliyor."

Çocuklara güvenli bir gelecek sunmanın ortak sorumluluklar arasında bulunduğunu belirten Göktaş, komisyonun çalışmalarını önemsediklerini ifade etti.

Yapıcı eleştirilere her zaman açık olduklarını söyleyen Göktaş, "Biz buradan ne bekliyoruz? Bir Çocuk Koruma Paketi bekliyoruz. Tedbir kararlarının etkin uygulanmasını bekliyorum. Dijitalleşmede büyük eksikliğimiz var." değerlendirmesinde bulundu.

Evlat edinme hakkında da bilgi veren Göktaş, ailenin en büyük kale olduğunu kaydetti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Evlat edinmede 0-3 yaş talebi çok fazla. Herkes kız çocuğu istiyor. Birisi beni aradı, 'Mavi gözlü olsun' dedi. Bu bir sipariş değil. Böyle bir şey olamaz. Çocuklarımızı teslim ettiğimiz aileleri takip ediyor, yeri geldiğinde de çocuklarımızı geri alıyoruz."

"İnternet düşmanı değiliz"

Kendilerini sürekli yenilediklerini dile getiren Göktaş, ergenlere yönelik ücretsiz psikososyal destek sağladıklarını aktardı.

Göktaş, bazı annelerin ve çocukların psikoloğa gitmekten çekindiğini anlatarak, 7 ilde çevrimiçi ücretsiz danışmanlık hizmeti sunduklarını, bunun da yeni bir model olduğunu bildirdi.

Yasal düzenlemeyle tedbir kararlarının uygulanmasındaki koordinasyonun valiliklere verilmesinin faydalı olacağını düşündüklerini söyleyen Göktaş, öksüz ve yetim çocukları yakından takip ettiklerini belirtti.

Dijital ortamda çocukların akran zorbalığı öğrendiğini dile getiren Göktaş, şöyle konuştu:

"Oy kullanmak için yaş sınırlaması var, dijital mecra için hiçbir sınırlamamız yok, çocuklar onun içinde doğuyor. Aileler, 'Çocuk ağlamıyor, sessiz' diyor ama çocuk başka şekilde ağlıyor ve problemler büyüyor. Çeteleşme bile buranın üzerinden yapılıyor. TikTok, Çin menşeli ama Çin'de uygulanmıyor. Sosyal medya platformlarına diyoruz ki, 'Senin algoritmaların güçlü, Gazze'deki soykırımı yansıtmadıysan, sen çocuklarımızı bu içeriklerden koruyabilirsin.' Çocuklarımız şiddet içeriklerini görmek zorunda değil. Sosyal medya düzenlemesi haftaya Meclis'te, gündeme gelecek. Meclis'in çalışmalarını da önemsiyoruz. Burasının da bir çalışma şekli var. Sosyal medya düzenlemesinde ayrıca oyunların derecelendirilmesini de önemsiyoruz. Burada özellikle yaş sınırlaması belirtmeyen oyunlar Türkiye'de yüklenmemeli veya Türkiye'de temsilcileri olsun. Bu sosyal medya platformları dijital babaları zenginleştirirken, çocuklarımız üzerinden para kazanıyorlar. Biz buna göz yumamayız. Çocuklarımızı sosyal medyanın karanlık dehlizlerine bırakamayız. İnterneti güvenli şekilde kullanmaları için eğitimler vermeliyiz. Biz internet düşmanı değiliz. Biz teknolojinin zararlı akımlarından çocuklarımızı korumak istiyoruz."

Mersin’de çocuk evleri sitesinde 2024’te ortaya atılan iddialarla ilgili bir soru üzerine Göktaş, bu konuda 5 bin 461 videonun izlendiğini bildirdi.

Göktaş, kendilerinin bu iddialarla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu, kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağını söyledi.

Eyüpsultan'da İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) bağlı kreşte çocukların darp ve istismar edildiği iddialarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Göktaş, şunları ifade etti:

"Bahse konu olay, Eyüpsultan Güzeltepe Çocuk Etkinlik Merkezinde. Çocuklar konu olduğunda her davada olduğu gibi en ufak bir iddia bizim için önemli vakadır. Bu vakayı ciddiye aldık, aileye danışmanlık hizmeti sunduk. Dava açıldığı takdirde davaya müdahil olacağız. 30 Aralık'ta olan bir olay. Maalesef kameranın göremediği yerde olduğu söyleniyor. Aile kendisi tespit ediyor. Konunun yakın takipçisi olacağız. Burada 'senin vakan, benim vakam' yok."